Skip to content

Cennete Otostop

Bir kitap çalışması dolayısıyla tanıştığım fotoğrafçı Yoray Liberman ile Türklerin başka dinlerin mensuplarıyla ilişkileri konusunda sohbet ettiğimizi hatırlıyorum. Ortadoğu’yu ve Batıyı az çok tanıyan biri olarak yabancıya -burada kendi cephesinden Yahudilere- yaklaşımımızı ilginç bulduğunu itiraf ediyordu Yoray. “Benimle” diyordu “İsrail’in politikalarını konuşmak istemiyorlar. Ne zaman Filistin meselesi açılsa, hemen konuyu değiştiriyorlar.” O, bu durumu, bizlerin sosyal ilişkilerle siyasi konuları ayırt edebilmemize bağlıyordu. Bana göreyse hadise, emperyal geçmişimizden kaynaklanan bir tür kibirle ve kal dilinden ziyade hâl diline önem vererek örnek olmayı yücelten tasavvufi dokumuzla ilişkiliydi. Tabii bu sohbet yapıldığında ne Davos’taki “One minute” olayı yaşanmıştı ne de Mavi Marmara katliamı.

Adem Özköse’nin Cennete Otostop (Pınar, 2010) isimli dumanı tüten kitabını okuyunca, her nedense bu sohbet düştü zihnime. Irak, Aganistan, Lübnan, Filistin, Patani (Tayland), Darfur (Sudan), Keşmir gibi dünyanın pek çok kriz bölgesinde gazetecilik yapan Adem, uzunca bir süredir Şam’da yaşıyor.

Hidayet Öyküleri alt başlığıyla yayımlanan kitabında, 19 güzel insanın hiçlikten sıyrılıp İslâm’la şereflenme öykülerini söyleşi formatında aktaran Özköse, iftarla sahur arası bir vakitte Ramazanıma bereket kattı. Su gibi akıp giden söyleşileri okurken kâh heyecanlandım, kâh kederlendim. Çoğu zaman da yüreğimin sızladığını hissettim.

Başta Gerçek Hayat olmak üzere bazı dergilerde ve internet sitelerinde daha önce yayımlanan bu öykülerin bana göre en etkileyici yönü, sahici olmaları. Söyleşi formatında aktarılmalarından mıdır yoksa Adem’in yerli yerinde sorularından mı bilmiyorum, satırlardan taşan duygulardaki samimiyet hemen hissediliyor.

Tabii burada, “Elhamdülillah Müslüman!” olarak dünyaya gelenlerin pek azının duyumsadığını zannettiğim bir samimiyetten söz ediyorum. Hayata belirli bir aşamadan sonra sıfırdan başlayanların o hayatın içine doğanlardan bir farkı olması son derece doğal. Doğal olmayan, doğuştan “hayat sahiplerinin” farkındalıklarını artırmak için gayret göstermemesi. Uzun lafın kısası şükürsüzlük…

Adem ÖzköseCennete Otostop’u okuduğumda dünyada irşat faaliyetleri konusunda Türklerin epey geride kaldığına dair eleştiriye açık bir hisse kapıldım. Kuşkusuz dünyanın dört bir yanında doğrudan irşat niteliği taşımayan faaliyetler yürütülüyor ve bu faaliyetlerin de dolaylı olarak daha çok insanın İslâm’la şereflenmesine katkıda bulunduğunu biliyoruz. Ancak Ortadoğu ve Uzak Asya kökenli, belirli türden İslâmî yorumların irşat etkinliği, ürettikleri kırılgan ve manipülasyona açık Müslüman karakterleriyle endişe uyandırıyor.

Müslüman olarak doğanlar modernite ile hesaplaşmalarında özgüvenlerini takviye ettikçe geçici sorunlar göz ardı edilebilir. Ama İslâm’la şereflenenlerin herhalde en az üç kuşak daha Müslümanlığın dokusunu özümsemeleri gerekiyor ki aşırılıklardan uzak mutedil bir vizyona sahip olabilsinler.

Cennete Otostop aktardığı öykülerle insanda tefekkür etme ve şükretme ihtiyacı uyandırıyor ki bir kitabın başarması beklenebilecek en güzel şey bunlar değilse ya nedir? Gazetecilik mesleğinin en parlak dönemini yaşayan Özköse’nin daha pek çok nitelikli ürününün kitaplaşmasını diliyorum.

Cennete Otostop Hidayet Öyküleri
Türü: Söyleşi
Yazarı: Adem Özköse
Pınar Yayınları, 2010, 191 sayfa
ISBN: 978-975-352-29-84
Be Sociable, Share!

Post a Comment

Your email is never published nor shared. Required fields are marked *
*
*